KRUŞÇEV’İN SOVYETLER’İNDE “YAZARIN ŞARKISI”[1]
Müzik ve şiirin Rus kültüründe özel bir önemi vardır. Rusya, Çaykovski ve Rahmaninov gibi müzisyen ve bestecilerin yanı sıra Dostoyevski ve Tolstoy gibi tanınmış yazar ve şairler de dâhil olmak üzere sanat ve edebiyatta uzun ve dopdolu bir geçmişe sahiptir. Sovyet zamanlarında ise bu geçmiş Nikita Kruşçev’in genel sekreterlik görevinde olduğu 1950’lerin sonu ve 1960’ların başında ortaya çıkan ozan kültürüyle daha da büyümüştür. Joseph Stalin’in genel sekreterliğinde baskın kültürden büyük bir sapma anlamına gelen ozan kültürü, magnitizdat olarak bilinen kasetlerin yeraltı hareketleriyle gelişmiştir. Bu akımın önde gelenleri, sesleri yüzlerinden daha bilindik olan üç isim; Vladimir Visotski, Bulat Okudzava, ve Alexander Galiç’ti. Sovyetler’e özü bir şekilde ozan kültürü Sovyet insanının günlük yaşamında yer edindi ve günlük yaşamı dönüştürdü.
“Yazarın Şarkısı”: Arka planı ve Kuruluşu
“Yazarın Şarkısı” ya da Rusça avtorskaia pesnia, 1950’lerde bir medya biçimi olarak ortaya çıkmıştır[2]. Bu tür, şarkılar ozanlar tarafından söylendiği için “yazarın şarkısı” olarak anılır, çünkü söylenen şarkılar daha çok şiir olarak kabul edilir; en önemli unsur sözleridir. Bunlar sadece şarkı değildir; Sovyetler Birliği’ndeki insanlar ve bu insanların tecrübeleri hakkında yazılmış hikâyelerdir. Rusya’da şiirin önemli geçmişinde Aleksander Puşkin gibi büyük isimler vardır; aydın kesimin arasında başlayan ozan hareketi de bu geçmişten yararlandı. Bulat Okudzhava ve Alexander Galiç’in ikisi de Yazarlar Birliği’nin üyesiydi ve yazarlık yapmıştı[3]. Vladimir Visotski ise ayrıca aktörlük yapmıştı, dolayısıyla yazılı metinleri seyircilerin önünde oynamanın önemini anlamıştı[4]. Bu ortak anlayışa ek olarak ismi geçen bu üç kişi de kelimeleri müziğin içine yerleştirmenin değerini fark etmişti. Geleneksel Rus gitarlarını çalan[5] ozanlar Rus halkının mirasından faydalanmış ve şiirlerini basit, tekrar etmesi kolay melodiler sayesinde daha kolay erişilebilir şarkı sözleri haline getirmiştir. Ancak bu edebi ve müzikal başarılar elde edilmeden önce, geleceğin ozanları olarak anılanlar ve Sovyet halkı Joseph Stalin’in yönetimi altında acı çekmek zorunda kalmıştı.
Lenin’in ölümünden sonra gücü elinde toplayan Joseph Stalin 1953 yılında ölene kadar Sovyetler Birliği’nin lideriydi. Sosyalist Gerçekçilik kavramını “Moskova’da gerçekleşen, Sovyet Yazarlar’ın İlk Kongresi’nde tercih edilen sanat biçimi” olarak ilk kez 1932 yılında tanıttı[6]. Tarihçi Katherine Bliss Eaton’un Daily Life in the Soviet Union [Sovyetler Birliği’nde Günlük Yaşam] kitabında da belirttiği gibi, “Sosyalist Gerçeklik, Sovyet yaşamının ve Sovyetler Birliği’nin geleceğine ilişkin ‘gerçekçi’, kolay anlaşılır ve iyimser bir resmini istemişti.” Bu sayede “Sosyalist Gerçekçilik bir kontrol aracı olduğundan dolayı pek de bir sanat biçimi değildi.”[7] Sanat biçimlerine ve ifade şekillerine getirilen bu kısıtlamayla mücadele eden çok sayıda yazar, besteci ve diğer sanatçılar otosansür uygulamaya başladılar. Bazı fikirler bu sansürden dolayı asla üretilmemeliydi ya da “çekmece” için üretilmeliydi; yani yayınlanmamalı ya da fikrin yaratıcı dışında kimse tarafından görülmemeliydi[8]. Müzik açık bir şekilde terimlerle tanımlanmıştı: ‘Gerçekçi’ olmalı, Sovyet halkının başarılarını yüceltmeli, Sovyet yurttaşlarının Sovyet rejimi altındaki yoldaşlarıyla olan ilişkilerine dair olumlu bir resim sunmalı, çağdaş bir programı takip etmeli, parlak, iyimser, basit ve anlaşılır olmalı, en önemlisi de ‘kitleye’ dayanmalı ve halk müziğinden ilham almalıydı[9].
Böylelikle, Sosyalist Gerçekçilik Sovyetler Birliği’nde resmi müziğin kitleleri hesaba katan, basit ve epik şekilde üretilmesini, dolayısıyla da sadece Sovyet Besteciler Birliği’nin üyeleri tarafından üretilmesini istedi. Stalin’in yarattığı büyük korku tarafından desteklenmeseydi, belki de Sosyalist Gerçekçilik bu kadar etkili olmayabilirdi. Binlerce kişinin kalleş katili ve milyonlarca kişiyi sürgüne gönderen[10] Stalin’in kuralları, insanın çiğneyeceği kurallar değildi. Bu sebeple çok sayıda entelektüel susturuldu, kitlelerin fikirleri bastırıldı ve bir muhbirin dinleme ihtimali nedeniyle otosansür alışkanlığı günlük etkileşimlere kadar sirayet etti. Arkadaşlarının ortadan kaybolmasını, iş arkadaşlarının çalışma kamplarına gönderilmesini ve aile fertlerinin öldürüldüğünü gördükten sonra çoğu Sovyet yurttaşı, Sosyalist Gerçekçilik davranış ve yaratım normlarından sapmaktan baskıyla uzak tutuldu. Yirmi yıllık liderlik ve korkunun nihayetinde Joseph Stalin 1953 Mart’ında öldü. Kısa bir güç savaşının ardından Nikita Kruşçev Sovyetler Birliği’nin yeni lideri oldu.
Komünist Parti’nin Yirminci Parti Kongresi’nde Nikita Kruşçev, selefi olan Joseph Stalin’in şahsına gösterilen aşırı saygı aleyhinde olan sözümona “gizli bir konuşma” yaptı[11]. Kendi liderlik döneminde Sovyetler Birliği’ne yeni bir atmosfer getireceğinin, sürekli korkunun eskiye göre daha az hâkim olacağının işaretlerini veren Kruşçev, ayrıca Stalin zamanlarından kalan fazlasıyla dolu Gulag çalışma kamplarından esirlerin serbest bırakılmasıyla ilgili karmaşık bir süreci de başlattı[12]. Bununla birlikte esirlerin salıverilmesinde Kruşçev’in liderliği yeni bir fenomen buldu: Esir kültürü. İnsanlar kamplarda o kadar uzun süre esir tutulmuştu ki şarkı ve dövmelerle tamamlanan benzersiz bir kültür meydana gelmişti[13]. Özellikle şarkılar, hâlâ Sosyalist Gerçekçilik’i uygulayan sanatçılarda eksik olan dinamik yaratımlarla tıkanmış, baskı gören gençler arasında gittikçe daha popüler oluyordu. Kruşçev’in stalinizmi reddetmesine ek olarak, katı rejim standartlarında kademeli bir rahatlama dönemi başladı. Bugün “Yumuşama” dönemi olarak bilinen dönemde Sovyet halkı daha özgür ve rahat hissetmeye başladı ve 1960’larda Kruşçev’in barınma şartlarını iyileştirme çabalarıyla birlikte insanlar boş zamanlarını geçirmek için daha fazla özel alan buldu[14]. Kruşçev’in yönetiminde Sovyet yurttaşları için komünal alan trendi azalmakta, küçük ama tek ailenin yaşadığı apartmanlar yaygınlık kazanmaktaydı.[15].
Yemek için doyurucu bir şeyler bulmakta grup çabasının gerekli olduğu Sovyetler Birliği’nde yemek zamanın önemi (çünkü çeşitli malzemeler için şehrin çeşitli yerlerinde sıra beklerken geçirilen zamanların toplamını düşünün) mutfağın günlük Sovyet yaşamında önemli bir rol oynadığı anlamına gelmekteydi[16]. Aile yemek saatlerinde bir araya gelir ve sıklıkla da saatlerce birlikte vakit geçirirdi. Ziyarete gelen arkadaşlar olduğunda mutfakta sosyalleşilirdi; mevcut olan küçük dairelerde genellikle oturma odası olmaz, sadece mutfak, banyo ve bir ya da iki yatak odası olurdu[17]. Sovyetler Birliği’ne özgü olan bu yaşam tarzı özellikleri ozanlara bir kapı açtı. Samimi bir yemekten sonra aile ve arkadaşların oluşturduğu küçük gruplar için mutfaklarda şarkı söylerlerdi. Bu insanlar, zor geçen hayatlarından iyi yapılmış şarkılara sığınıyorlardı. Fiyatı “kabaca bir aylık mühendis maaşına eşit olan” iki makaralı kaset kayıt sistemine[18] sahip olacak kadar şanslı olanlar arkadaşlar arasında gerçekleşen bu doğaçlama “konserleri” kaydetmeye başladı. Bu kayıtlarla birlikte de ozan hareketi yayılmaya başladı.
Bugün oldukça eski bir teknoloji olarak görülse de iki makaralı kaset çalarlar, 1950 ve 1960’larda favori şarkılarınızı kaydetmenin ve dinlemenin birincil kaynağıydı. Kasete bir şeyler kaydedebilmenin avantajının yanı sıra, magnitizdat olarak anılacak hareketin yaratılması anlamına geliyordu. Magnitizdat, onaylanmamış metinlerin daktilo ya da yasadışı bir şekilde sahip olunan baskı aletleri ya da devletin kontrolü altındaki baskı aletlerinin yasadışı kullanımıyla çoğaltılması anlamına gelen samizdat ile yapılan bir kelime oyunundan türetilmiştir. Rusça’da kaset kaydedicisi anlamına gelen magnifoton kelimesi[19] ile samizdat fikrinin bir araya getirilmesi, bu yeraltı kaset kopyalama çevrelerinin magnitizdat olarak adlandırılmasına yol açtı. Magnitizdat, Kruşçev döneminde ozanların sahip oldukları ve Breznev döneminde daha da artan, büyük popülerliklerinin birincil kaynağıydı. Samizdat zamanlarında kullanılan yazılı basının aksine iki makaralı kaset çalara sahip olmak hükümet tarafından sınırlandırılmamıştı; bu sebeple kasetleri yapmak ve yaymak oldukça kolaydı[20]. Vladimir Visotski’nin Moskova’da bir arkadaş grubu arasında verdiği doğaçlama bir mutfak konserinin kaydı aslında “viral” olabilirdi ve oldukça kısa süre içerisinde uzak bölgelerde de dinlenebilirdi. Kruşçev döneminde Sovyetler Birliği’nde gerçekleşen bu değişiklikler ozan hareketinin yükselmesine ve “yazarın şarkısı”nın popülerliğinin bir tür olmasını sağladı.
Tür olarak “Yazarın Şarkısı”: Bir Sovyet Deneyimi
“Kruşçev’in Sovyetler Birliği” döneminde çeşitli etmenlerin sıradışı şekilde bir araya gelmesi, insanların daha fazla özgürlüğe sahip olduğu ancak yine de baskıdan tamamen azade olamasalar bile daha hafif olmasını diledikleri baskıcı bir hükümetin yönetimi altında yaşadıkları bir atmosfer yarattı. Ozanlar, yeni salınmış Gulag esirlerinin söyledikleri şarkılardan ilham aldılar. Suç yaşamı, hırsızlık ya da dövmeler –Gulag kültürüyle ilgili tüm özellikler– hakkında şarkılar başlarda baskındı[21]. Suç konulu şarkılar popülerlik kazandıkça ozanlar yavaş yavaş diğer konular hakkında da şarkı söylemeye başladı. Belirli bir iş kolunda çalışan bir işçinin tipik bir günü hakkında şarkı söylemek bilindik bir Sovyet teması olarak ve hatta bir ihtimal Sosyalist Gerçekçilik normlarına uygun görülebilir. Ancak işçi bir suçlu olduğunda, şarkının bahsedilen normlara uygunluğundan bahsedilemez. Buna rağmen ozan şarkıları temel bir farklılık gösteriyordu: Sovyet halkını, dinleyicilerini büyük bir “işçi” grubu olarak gruplandırmaya ya da “son kahraman”ın başarılı hikâyesi etrafında toplamaya çalışmıyorlardı. Daha çok, Aleksander Galiç’in “In Memory of B.L. Pasternak” şarkısında yaptığı Boris Pasternak’ın trajik öyküsü hakkında şarkı söylüyorlardı; ya da Bulat Okudzhava’nın “Song of the Arbat” şarkısındaki gibi Moskova’daki bir cadde hakkında şarkı söylüyorlardı. Ozan şarkıları tipik Sovyet müziğinden böylesi bir sapmayla hızlıca popüler oldu. Şarkılarında muhteşem giriş müzikleri yoktu, sadece gerçeklik vardı.
Sıklıkla konuşmaya yakın, atipik bir sesle söylenen ozan müziği, geleneksel olarak müzik odaklı değildi. Aslında ozanlar Sovyet hükümeti tarafından amatör olarak görülür ve bu sebeple de Sovyetler Birliği’nde diğer müzisyenlerin müzik endüstrisine olan erişimleri de onlara verilmiyordu[22]. Tipik altı telli Batı gitarı yerine yedi telli akortsuz bir Rus gitarını çalınırdı ve Rus halkının mirası “yazarın şarkısı” türünün, sesinin temel bir parçasıydı[23]. Bu müzikal eksikliklere rağmen ozanlar tamamen kendilerine ait bir ses yarattılar ve bu sesi de insanlar için öğrenmesi kolay, güçlü ve popüler şarkılar yazmakta kullandılar.
Müziği elde etme yöntemi de ayrıca Sovyet deneyiminin kendine has yönlerinden biridir. Hükümet kontrolündeki müzik endüstrisi tarafından bastırılan ve dışlanan ozanlar nihayetinde magnitizdat biçiminde kulaktan kulağa söylentilerle yetindiler. Müziklerini arkadaşlarının mutfaklarındaki küçük toplantılarda çaldılar ya da izinsizce Moskova kulüplerinde sergilediler. Hayranları şarkılarını hevesli bir şekilde yanlarında taşıdıkları iki makaralı kaset çalarlara kaydettiler, sonraki haftalardaysa kayıt kalitesi ozanların müziğinden başka her şeyin duyulduğu cızırtı ve hışırtı toplamına dönüşene kadar şarkıları tekrar tekrar dinlediler[24]. Ancak bu kasetler yine de el üstünde tutulurdu, mesela Okudzhava’nın hayranlarından biri Birleşik Devletler’e göç ederken kaset koleksiyonunun tamamını yanında götürmüştü[25]. Buna rağmen ozanların devasa popülaritesi dikkatlerini çektiğinden, hükümet magnitizdat’ın yayılmasını kontrol altına almak için daha fazla adım attı. Aleksander Galiç’in şarkıları gibi daha muhalif olan ozanların kasetlerine sahip olanları sıkıştırdılar. Bir Okudzhava hayranı SSCB’den göç ettiğinde o kişinin kıymetli hazinesi olan kayıtları kuvvetli bir mıknatısa temas ettirerek edindiği eşsiz orijinal kayıtları etkili bir şekilde yok ettiler[26]. Intonatsia’nın ya da tonlamanın ve performansın niteliğinin değeri, ozanların müziğinde sözlerin ardından ikinci sırada gelir[27]. Bu sebeple bu hareketin önemli tarihi kayıtlarının kaybının yanı sıra bu kayıtların kaybı daha da kahredicidir. Buna rağmen o zamanlardaki ve daha önceki Sovyet baskısının diğer yöntemleriyle karşılaştırıldığında hükümetin müdahalesi görece daha azdı. Eşsiz bir ses ve harekete güç sağlayan magnitizdat ile birlikte en iyi bilinen üç ozan ortaya çıktı.
“Yazarın Şarkısı”: Bir Türün Öncüleri ve Devrimcileri
“Yazarın şarkısı” türünün en önemli üç ozanı Vladimir Visotski, Bulat Okudzhava ve Aleksander Galiç’ti. İlki en ünlü olandı; ikincisi çığır açanlardan biriydi ve sonuncusu da muhaliflerin lideriydi. Bu üç adam bu türe önderlik etti.
Vladimir Visotski 1938 yılında doğdu ve 1955 yılında mühendislik okumaya gitti, ancak sadece bir dönem sonra okulu bıraktı[28]. Bundan kısa bir süre sonra aktörlük eğitimi almaya başladı ve başarılı bir aktör oldu[29]. 1961 yılında ilk şarkısı olan “Tattoo”yu yazdı[30]. Çatallı sesi ve keskin bir şekilde akordu bozuk Rus gitarıyla Visotski gerçek bir müzisyenden çok bir performans sanatçısıydı, ancak kendisinin sesindense şarkılarının konuları dinleyicileri için daha önemliydi. Ozanlığının ilk yıllarında çoğunlukla, esirlerin Gulag’tan bırakılmaya başlanmasının ardından yeni ve ilgi çekici olan sokak ve suç kültürü hakkında olan “sokak” şarkıları söyledi[31]. Ancak altmışlı yılların ortalarında odağını taşlayıcı bir tavırla savaş ya da gündelik hayat gibi konulara çevirdi[32]. Visotski’nin özellikle bir şarkısı, kabaca “Toplu Mezarlık” olarak çevrilebilir, İkinci Dünya Savaşı’nın kahramanlarıyla ilgilidir: Yeni bir yaklaşımla tipik bir Sovyet teması. Bu toplu mezarlıkları, “Burada kişisel bir kader yok / Tüm kaderler tek bir kaderin içinde karıştırılmış”, diyerek eleştirir[33]. Visotski’nin tematik tarzında birincil kişi karakterizasyonu belirgindi. Aslında şarkılarından çoğunda bu tarz vardır, örneğin “Hırsız” şarkısı. Hayranlarının arasında Visotski’nin bunları deneyimlediğine dair söylentiler yayıldı[34]. Buna karşılık Visotski sadece, kendinden bir şeyleri en fazla bulabileceği iletişim biçimi olan birinci şahsı seçmiştir. Aktör olarak halkın gözünün önünde olması ve arkadaşları ya da az sayıda Moskova kulübünde çaldığı şarkılarının magnidizdat sayesinde yayılması bir araya geldiğinden, Visotski “yazarın şarkısı” türünün en meşhur ozanı değilse bile, en iyi bilinen ozanlarından biri oldu. 1980 yılında, muhtemelen aşırı doz uyuşturucudan öldüğü zaman Moskova Olimpiyatlar’a ev sahipliği yapıyordu; ancak Sovyetler’in dikkatli bir şekilde inşa edilmiş imajını tamamen göz ardı eden binlerce hayranı Visotski’nin cenaze törenine katılmak için Olimpiyat Oyunları’nı terk etti[35]. Şarkılarının magnitizdat etkisiyle yayılmasının gücünün gerçek bir kanıtı, halk tarafından nadiren bu ölçüde kabul edilen bir müzisyen için Olimpiyatlar sırasında topluca yas tutulmasıydı. Cenaze töreninde konuşan arkadaşlarından biri de yine ünlü bir ozan olan Bulat Okudzhava’ydı.
Bulat Okudzhava 1924 yılında Gürcistan’da doğdu ve hayatının başlarında Stalin’in dehşetiyle tanıştı[36]. Politik seçkinlerin bir üyesi olan babası Stalin’in emriyle öldürülmüştü ve annesi de uzun yıllar esir olarak Gulag’da kalmıştı[37]. Okudzhava gönüllü olarak İkinci Dünya Savaşı’na katıldı ve savaşta gördüklerinden çok etkilendi[38]. Ailesinin Sovyet diktatörlüğünde yaşadığı zorluklara ve savaşta tanık olduğu şeylere rağmen Okudzaha temelde muhalif bir ozan değildi; daha çok ev olarak benimsediği Moskova’yı romantize eden şarkıları tercih etti. En ünlü şarkılarından biri olan “Benim Arbat’ımın şarkısı” büyüdüğü ve Moskova’nın merkezi olarak gördüğü bir cadde hakkındadır[39]. Caddesini Moskova’nın ruhunu cisimleşmesi ve Rus halkının geçmişini hatırlatır olarak görürdü[40]. Buna rağmen bir başka şarkısıysa Stalin’in rejimini sert bir şekilde eleştirir. Kesin olarak Stalin’e atıfta bulunan şarkısı “Kara Kedi”, “Gülümsemesini bıyıklarıyla saklıyor / karanlık onun için adeta bir kalkan. / Tüm kediler şarkı söylüyor ve ağlıyor / ancak bu kara kedi sessiz” gibi dörtlüklerle dikkat çekici bir dil ve metaforlar içerir[41]. Hâlihazırda eleştirilen bir diktatör için bir metafor kullanmak, Okudzhava’nın muhalif bir şarkıcı olarak yapıp yapabileceğinin sonudur. Çoğu zaman, Sovyetler Birliği’ndeki yaşam hakkında şarkı söylemiştir. Daha çok SSCB’deki aydın çevreleri lehinde konuşan Okudzhava ayrıca yazarlık yapmıştı ve yazarlar birliğinin üyesiydi. Yazarlar Birliği’nin bir başka üyesi ve ayrıca ünlü de bir ozan olan bir kişi tartışmalı şarkıları nedeniyle Okudzhava’nın üyeliğini iptal ettirtmiştir[42].
Aleksander Galiç burada anlatılan üç ozanın en yaşlısıdır ve Ukrayna’da Aleksander Ginzburg ismiyle 1918 yılında doğmuştur. Yahudi kimliğini gizleme çabasıyla ismini Aleksander Galiç olarak değiştirmiştir[43]. Ayrıca ozanların arasındaki en muhalif kişi de kendisidir. Belki yaşı, belki de Sovyet Birliği’nin muhteşem zaferinin –Bolşevik Devrim’in– sonrasına denk düşen zamanda yetiştirilmesi ve sonrasında da bu hayal ve ideallerin günlük baskı ve korkuya dönüştürüldüğünü görmesi nedeniyle Galiç, Kruşçev’in “Yuşuma” dönemi başladığında hükümete karşı konuşma konusunda daha tutkuluydu. 1968 yılında hükümetin onay verdiği bir “yazarın şarkısı” festivalinde sahneye çıkmış, tartışmalı şarkıları, özellikle bunlardan biri de “B.L. Pasternak anısına”, çalmaya geçmesi neredeyse hemen halka açık performans vermesinin yasaklanmasına yol açtı[44]. Bu şarkı doğrudan Sovyet liderliğine karşıdır. “Boynu Yelabuga’daki ilmiği sabunlamadı / Suchan’da aklını kaçırmadı!” gibi sözleri vardı[45]. Galiç doğrudan, Stalin diktatörlüğü sırasında yazar arkadaşlarının esir tutulduğu Gulag kamplarına atıfta bulunuyordu. Daha da ileri giderek Pasternak’ın, en ünlüsü Dr. Zivago romanı olan, eserleri etrafındaki tartışmaya saldırıyordu, her şeyden önemlisi arkadaşının “kendi yatağında” huzurlu bir şekilde öldüğü için müteşekkir kalıyordu[46]. 1974 yılında Galiç göç etmeye zorlandı, nihayetinde Paris’e yerleşti ve 1977 yılında stereo bir cihaza fiş takarken elektrik çarpması sonucu zamansız sonla tanıştı[47]. Efsanevi ozanlardan biriydi ama Sovyet vatandaşları arasında daha az popülerdi. Okudzhava gibi o da daha çok entelektüel sınıfa hitap etti.
“Yazarın şarkısı”: Gündelik Sovyet Yaşamına bir Pencere
Bir tür olarak “yazarın şarkısı” Sovyet yurttaşlarının kendilerine ait bir şeyle meşgul olması için eşsiz bir şans sundu. Sosyalist Gerçekçiliğin kim olduğu belli olmayan, kahraman işçisi yerine bireyler yoluyla kitlelere konuşan hareketle Sovyet vatandaşları birbirlerini ve birbirlerinin farklılıklarını tanıyabildi. SSCB’deki yaşam koşulları sebebiyle sahip olunan benzer deneyimlere rağmen yine de eşsiz insanlarla, ozanlar hayatın yer yönüne bir ses verdi ve magnitizdat fenomeni sayesinde insanlar bu sesleri devletin bir etkisi ya da müdahalesi olmadan sahiplendi. Böylesi bir hareket sadece zamanın sıra dışı şartlarıyla ortaya çıkabilirdi. Stalin’in yönetimi boyunca baskın olan baskıcılığın gevşemesinin yanında, binlerce Gulag esirinin serbest bırakılması, daha fazla sayıda özel apartman inşası tarafından teşvik edilen kültür -bu arada iki makaralı kaset çalarların toplu üretiminden bahsetmiyorum bile, Nikita Kruşçev’in politikaları vb. ozan hareketinin ortaya çıkmasını doğrudan etkiledi. Buna rağmen SSCB halkı bu politikaların izin verdiği özgürlükleri aldı ve kendi müzik ve şiir hareketine dönüştürdü. Bazı bilim insanları yirmi yıl sonra, ozanların ve tematik odaklarının sahip oldukları büyük popülerliğin Sovyetler Birliği’nin yıkılmasına katkıda bulunduğunu söylüyor. Sovyet yurttaşlarının doğaçlama konserleri kaydederken ve kasetleri özenle kopyalarken ve güçlükle anlaşılabilir hale gelene kadar şarkıları tekrar tekrar dinlerken gösterdikleri gözüpeklik ve hükümetin bu eylemlerle mücadele etmek için çok az şey yaptığı olgusu bu görüşü destekler. En önemlisi ozanlar, Sovyet halkına aynı kahramanca hedeflere sahip olan bir insan kolektifi olmadıklarını; aslında kendilerine ait eşsiz yaşam deneyimleri, farklı kuvvetleri ve geleceğe dair farklı umutları olan bireyler olduklarını hatırlattılar. Vladimir Visotski, Bulat Okudzhava, ve Aleksander Galiç gibi ozanlar, dövmeler, hırsızlar, savaş, sevilen sokaklar ve değerli yazarlar hakkındaki şarkıları yoluyla Sovyet Birliği yurttaşlarına bir ses verdiler. Şarkıları ve sanatları yoluyla ozanlar Sovyet halkındaki özgüveni ve umudu yeniden uyandırdılar.
SARAH K. MOIR
Çeviren: Murat Can Mutlu
Kaynakça
- “Joseph Stalin.” Last Modified July 4, 2011.
http://www.bbc.co.uk/history/historic_figures/stalin_joseph.shtml.
- Bliss Eaton, Katherine. Daily Life in the Soviet Union. Westport: Greenwood Press, 2004.
- Cherniavskiy, G.I.. “Politics in the Poetry of the Great Bards: Vladimir Visotski.” Russian Studies in Literature 41, no. 1 (2004-5): 60-82.
- “The Cost of Conscience.” Russian Life 46, no. 5 (2003): 16-7.
- Daughtry, J. Martin. “‘Sonic Samizdat’: Situating Unofficial Recording in the Post-Stalinist Soviet Union.” Poetics Today: 27-65.
- Dobson, Miriam. Khrushchev’s Cold Summer: Gulag Returnees, Crime, and the Fate of Reform after Stalin. Ithaca: Cornell University Press, 2009.
- Fisher-Ruge, Lois. Alltag in Moskau. Düsseldorf: Fischer-TB. Verlag, 1993.
- Goehrke, Carsten. Russischer Alltag: Eine Geschichte in neun Zeitbildern vom Frühmittelalter bis zur Gegenwart: Russischer Alltag II: Auf dem Weg in die Moderne. Zürich, Chronos Verlag, 2003.
- Glentworth, Emily. “The Singer of the Arbat.” Russian Life 42, no. 1 (1998): 38-41.
- Lazarski, Christopher. “Vladimir Visotski and His Cult.” Russian Review 51 (1992): 58-71.
- Literary Kicks, “Soviet Underground-Part 2.” Last modified April 1, 2002.
http://www.litkicks.com/SovietUnderground2.
- Parrott, Cecil. “Music in the Soviet Union.” The Musical Times 100 (1959): 14-15.
- Plot Kills Brain Sells. “Galich on Pasternak, my translation.” Last modified June 11, 2010.
http://plotkills.blogspot.com/2010/06/galich-on-pasternak-my-translation.html.
- Schudel, Sophie. “Das Moskau der Barden: Ein Blick auf Gassen, Hinterhöfe, und Anti-Helden.” Moskau: Menschen, Mythen, Orte. Edited by Monica Rüthers and Carmen Scheide, 187-195. Köln: Böhlau Verlag GmbH, 2003.
- Sosin, Gene. “Alexander Galich: Russian Poet of Dissent.” Midstream 20, no. 4 (1974): 29-37.
[1] “The People’s Phenomenon: “Author’s Song” in Khrushchev’s Soviet Union.”
[2] J.Martin Daughtry, “‘Sonic Samizdat’: Situating Unofficial Recording in the Post-Stalinist Soviet Union,” Poetics Today: 28.
[3] Ibid., 40.
[4] Christopher Lazarski, “Vladimir Visotski and His Cult,” Russian Review 51 (1992): 60.
[5] “Soviet Underground-Part 2,” http://www.litkicks.com/SovietUnderground2. Last modified April 1, 2002.
[6] Katherine Bliss Eaton, Daily Life in the Soviet Union (Westport: Greenwood Press, 2004), 238.
[7] Ibid.
[8] Ibid., 241.
[9] Cecil Parrott, “Music in the Soviet Union,” The Musical Times 100 (1959): 14.
[10] “Joseph Stalin,” http://www.bbc.co.uk/history/historic_figures/stalin_joseph.shtml. Last modified July 4, 2011.
[11] Ibid.
[12] Miriam Dobson, Khrushchev’s Cold Summer: Gulag Returnees, Crime, and the Fate of Reform after Stalin (Ithaca: Cornell University Press, 2009), 109.
[13] Ibid., 121.
[14] Carsten Goehrke, Russischer Alltag: Eine Geschichte in neun Zeitbildern vom Frühmittelalter bis zur Gegenwart: Russischer Alltag II: Auf dem Weg in die Moderne (Zürich: Chronos Verlag, 2003), 332.
[15] Ibid., 333.
[16] Lois Fisher-Ruge, Alltag in Moskau (Düsseldorf: Fischer-TB Verlag, 1993), 118.
[17] Ibid.
[18] Daughtry, “Sonic Samizdat,” 36.
[19] Ibid., 34.
[20] Ibid.
[21] G.I. Cherniavskiy, “Politics in the Poetry of the Great Bards: Vladimir Visotski,” Russian Studies in Literature 41, no. 1 (2004-5): 63.
[22] Daughtry, “Sonic Samizdat,” 33.
[23] “Soviet Underground”
[24] Daughtry, “Sonic Samizdat,” 35.
[25] Ibid., 28.
[26] Ibid.
[27] Ibid., 30.
[28] Christopher Lazarski, “Vladimir Visotski and His Cult,” Russian Review 51 (1992): 59.
[29] Lazarski, “Vladimir Visotski,” 60.
[30] Cherniavskiy, “Politics in Poetry,” 63.
[31] Ibid.
[32] “Soviet Underground.”
[33] Ibid.
[34] Lazarski, “Vladimir Visotski,” 62.
[35] Ibid., 67.
[36] Emily Glentworth, “The Singer of the Arbat,” Russian Life 42, no. 1 (1998): 39.
[37] Ibid.
[38] Ibid
[39] Sophie Schudel, “Das Moskau der Barden: Ein Blick auf Gassen, Hinterhöfe, und Anti-Helden,” Moskau: Menschen, Mythen, Orte, ed. Monica Rüthers et al. (Köln: Böhlau Verlag GmbH, 2003), 191.
[40] Schudel, “Das Moskau der Barden,” 192.
[41] “Soviet Underground”
[42] Gene Sosin, “Alexander Galich: Russian Poet of Dissent,” Midstream 20, no. 4 (1974): 30.
[43] Ibid.
[44] “Soviet Underground”
[45] “Galich on Pasternak, my translation,” http://plotkills.blogspot.com/2010/06/galich-on-pasternak-mytranslation.html. Last modified June 11, 2010,
[46] Ibid
[47] “The Cost of Conscience,” Russian Life 46, no. 5 (2003): 16.












